Kültür&Sanat

Bilim-Kurguyla Harmanlanmış İnce Bir Sistem Eleştirisi: They Live

Onlar canlı yaşıyorlar! filmi kısaca özetlemek gerekirse bu cümle tek başına yeterli olabilir ancak bu film tek bir cümleyle anlatılmayacak kadar uzun ve ilk defa bir sinema filmi için dizi olmayı hak ediyor diyebilirim. Bir sinema filminin dizi olması kimine göre sanat düşmanlığı olarak tanımlanabilir ancak bir film sadece çekildiği döneme göre değil toplumlar tarihinin bütün ayrıntılarına kadar güncelliğini koruyorsa bu film ‘Kurtlar Vadisi’nden daha değerlidir ve yıllarca politik dilini biraz daha artırarak seyirciyle buluşabilir. Propagandanın ülkeler ve savaşlar tarihindeki en önemli araçlarından birisi sinemadır ve bu günümüzde sosyal medyayla birlikte gelişen dizi endüstrisidir.

 

Bu kısa girizgahtan sonra dilerseniz bu kadar övdüğümüz filme biraz olsun değinelim, hatta yazının sonuna kadar bırakmayalım. Kahramanımız diye başlamak muhtemelen Hollywood filmleri eleştirilerinin ya da analizlerinin ilk kelimesi olarak en çok kullanılanıdır ancak bu film bir kollektivizm güzellemesi yapıyor; yine de her filmde olduğu gibi başrolde de birisi olması gerekiyor. Başrol oyuncumuz John Nada bir gün Kilise’ye düzenlenen bir baskın sonrası bulduğu bir kutu dolusu güneş gözlüğü içerisinden bir tanesini almasıyla hayatı değişen bir insan. John gözlüğü her takışından sonra Dünya’daki satır aralarını görmeye başlar (filmin bilim kurguyla harmanlandığı sahneler buralar) ve gördüğü bütün tabelalar gözlüğü taktıktan sonra farklı bir şekle bürünür.

Film Başlıyor

John Carpenter tarafında yazılan ve yönetilen 1988 yapımı bir film They Live… Toplum bir tüketici olarak kendini alabildiğine savurmuş, politikacılar sistemi korumaya yemin etmiş, polis onların emirlerini yerine getirmek için hayatını feda edebilecek seviyede ve tüm medya onlara çalışıyor. İşte yönetmenimiz Carpenter They Live’da John’u halkın yerine koyarken diğerlerini malum şahıslar yerine koyuyor. Bu arada unutmadan söyleyelim zenginler, politikacılar ve polis şefleri uzalı ya da uzaylılar Dünya’yı işgal etmişler.

İki Cüneyt Arkın Karşı Karşıya

Filmin en dikkat çekici sahnelerinden birisi de kahramanımız John Nada’nın gözlüğü taktıktan sonra gördüğü Dünya’nın gerçek olmasını düşünmesi yerine kendini deli sanması. Fakat daha sonra durumu kabullenen John bunu inşaatta çalışırken tanıştığı arkadaşı Frank’a göstermek için bir ton çaba harcamaya başlar çünkü tek başına onları durduramaz. Tam da burada filmin bir Cüneyt Arkın filmine dönüştüğünü görürüz. Ama başrolde iki Cüneyt Arkın’ın birden oynadığı bir filme zira sahne bir kavga sahnesi ve iki tane izbandut gibi adam birbirini dövüyor. Bu sahneyle ilgili biraz araştırma yaptığımda normalde 20 saniye olması gereken bu bölümün yönetmenin adamların birbirini dövmesini çok sevmesi sonrası pestilleri çıkana kadar beklemesiyle 7 dakikaya kadar uzamış olması. Ayrıca yüze atılan yumruklar hariç sahnenin tamamında gerçekten vurmuşlar birbirine.

Filmin sonunda tabi anlattığımız kadarının biraz daha fazlası gelişmeyle birlikte bir uzaylılar karşıtı örgüte dahil olan John ve Frank onlara karşı savaşmaya başlar ve Uzaylıların tüm insanları etkilediği yer olan medya binasına baskına giderler…

Sonuç: ‘Tüket!, ‘Satın Al’, ‘Uyu’, ‘Televizyon İzle’, ‘Düşünme’

Gözetim, ekonomi,zevk,vahşet, teknoloji gibi olguların kombinasyonu sonucu oluşan Neoliberal düzen gerçek demokrasi ve demokratik eylemleri sınırlayabilmiş onları kendi istediği yöne kanalize etmiştir. Bugünün sosyal medya tepkileri hatta change.org gibi oluşumları buna en büyük örneği teşkil etmektedir. They Live’ın bize hatırlattığı bunlar; gözlüğü taktığınızda etrafınızda emir yağdıran tabelalar, trafik ışıklarının üzerinde size uyumanızı salık eden sinyal yayıcı cihazlar, tüket diyen gazeteler ve kazanmak uğruna en az 8 saatinizi verdiğiniz postmodern toplumun tanrısı olarak bilinen ‘para’… They Live bize hatırlatıyor ırklararası bir ittifakın daha güzel bir dünyayı bize verebileceğini.

kaynak: objektifgaziantep.com

Share:

Leave a reply